Ücretsiz Danışmanlık 728×90 (Lansman)
Ücretsiz danışmanlık

Daha İyi Karar Vermek İçin 3 Adım

Akıllıca karar verebilmek doğuştan gelen bir yetenek değildir, aksine riskleri ve verileri değerlendirerek edinilen bir beceridir. Kararlarınızı bilinçli olarak vermediğinizde, olacaklara da yön vermeniz mümkün değildir. Yönetim kurulunda müdür de olsanız, bir takımın üyesi de olsanız karar verme aşamasının nasıl olması gerektiğini bilmek, bu süreci daha başarılı geçirmenizi sağlar. İşte bu sürecin iyileştirilmesi için 3 ana adım : 1. Çerçeveyi belirleyin Beynimiz problemleri çözerken bir düşünce çerçevesi oluşturur ve bu çerçeveler de kararlarımızı belirler. Bunu birkaç örnekle anlatabiliriz. Birinci problemde, katılımcılara ölümcül bir hastalığın 600 kişiyi öldürmesinin beklendiği söylenmiştir. Bu hastalıkla mücadele etmek için iki farklı program ayarlanmıştır. Bilimsel sonuçları benzer olması kaydıyla, katılımcılardan bir programı seçmeleri istenmiştir. ·      Program X’i seçerseniz 200 kişi kurtulacak. ·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal herkes kurtulacak, 2/3 ihtimal kimse kurtulamayacak. Katılımcıların %72’si program X’i seçerken, %28’i program Y’yi seçmiş. Bu problemdeki popüler cevap riski eleme çerçevesinde geliştirilmiş. Sonuçta 1/3 ihtimal herkesi kurtarmaktansa, riske girmeyip 200 kişiyi kurtarmak daha garanti. Aynı problemi farklı bir çerçevede , başka katılımcılara sormuşlar: ·      Program X’i seçerseniz 400 kişi ölecek. ·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimal 600 kişi ölecek. Katılımcıların %22’si program X’i seçerken, %78’i program Y’yi seçmiş. Popüler cevap risk alma çerçevesinde geliştirilmiş. 2/3 ihtimal 600 kişinin ölmesi, 400 kişinin ölme ihtimalinden daha kabul edilebilir olmuş. İki farklı oturumda da katılımcılara aynı soru sorulmuş, ancak cevapları farklı olmuş. Farklılık yalnızca ilk oturumda katılımcılara kazanımlar, ikinci oturumda da katılımcılara kayıplarla ilgili veriler verilmiş. Değişikliğe etki eden şey ise riskten kaçınma ve risk alma çerçeveleri. Bu çerçeveler bizim düşüncelerimizi şekillendiriyor ancak riskli olan şey şu : kendi çerçevelerimizi göz ardı edebiliyoruz. Bu yüzden karar vermemiz...

İlk Fırsat 2018 Genç Başvuruları Başladı

3.Yılında da Gençlere İlk Fırsat, Sivil Toplum’a Genç Destek! Esas Sosyal’ in İlk Fırsat programı üçüncü yılında Türkiye’nin önde gelen 17 sivil toplum kuruluşu (STK)  ile yaptığı işbirliği kapsamında gençlere ilk iş fırsatını tanımaya devam ediyor! Aşağıda bulunan STK’larda farklı pozisyonlarda bir yıl boyunca (Ocak – Aralık 2018) tam zamanlı olarak çalışacak ve İlk Fırsat Akademisi eğitim faaliyetlerine katılacak genç takım arkadaşları aranıyor. Şevket Sabancı ve Ailesi’nin kurdukları Esas Grubu bünyesinde topluma yatırım çalışmaları yönetmek amacıyla kurulan “Esas Sosyal” çatısı altındaki İlk Fırsat Programı yeni mezun gençlerin okuldan ilk işlerine yaptıkları geçişlerini desteklemek üzere geliştirildi. Bu program ile gençler iş başı çalışma deneyimi kazanırken, 21ci yüz yıl becerilerini Akademi programı kapsamında genişletiyorlar ve STK’da çalışarak sosyal farkındalık kazanıyorlar. İki yılda toplam 14 STK’da 35 genç desteklenirken, 2018 yılında 17 kurumda 25 katılımcının desteklenmesi planlanmaktadır. İlk Fırsat hakkında detaylı bilgi için : www.ilkfirsat.org Esas Sosyal hakkında detaylı bilgi için:...

Klasik Romanlardan Çıkarılan 10 İş Dünyası Dersi

Yeni bir kitap aldığınızda mükemmel bir duygu vardır. Kapağını açarken ve yazar tarafından oluşturulan dünyaya kaçarken genç bir meraklı beklenti sizi sarar. Yüksek beklentilerinizle birlikte ilk birkaç cümle hemen dikkatinizi çekmek zorundadır. Aslında bu birkaç kelime okumaya devam edip etmeyeceğinizi belirleyebilir. Kitabın açılışının önemini anlamak için, zamanımızın en iyi edebi eserlerinden ötesine bakmanıza gerek yoktur. Bu girişlerin çoğu oldukça ünlüdür ve en iyi şekilde yazmayı temsil eder. Biraz daha derine iner ve bu kelimeleri işinize uygularsanız içerdikleri gizli değerlere çok şaşırabilirsiniz. İşte burada klasik romanların girişlerinden iş dünyası için 10 ders. Bazen yalnız ve görünmez hissedersiniz. “Ben görünmez bir adamım.” Ralp Ellison, Invisible Man (1952) Hiç şüphesiz ki bir girişimci olarak tamamen yalnız hissedeceğiniz bazı zamanlar olacaktır. Bazen işinizin vizyonunu tek gören kişi olarak işinizi daha ileriye götürmek için sayısız saatler harcarsınız. Ayrıca işinizi kurarken çoğu zaman kendinizi spot ışıklarından uzakta bulursunuz. Kitleniz düşündüğünüzden de küçük olabilir ve görünürlük kazanmak için mücadele edersiniz. İşinizi büyüttükçe yararlı zamanlar olarak kullanılabileceğinden bu görünmezlik zamanlarını kucaklamayı öğrenin.  Parlama zamanınız gelecektir. Hikayenizi anlatmanız önemlidir. “Eğer gerçekten duymak istiyorsanız, ilk bilmek isteyeceğiniz şey büyük olasılıkla nerede doğduğum ve berbat çocukluğumun nasıl olduğu ve ebeveynlerimin ne iş yaptığı ve benden önce her şey ve David Copperfield tarzı saçmalıklardır; ancak gerçekleri bilmek istiyorsanız bunlara girmek istediğimi sanmıyorum.” J. D. Salinger, The Catcher in the Rye (1951) Hikayeniz giderek büyüyen çevrimiçi gürültüye karşı göze çarpan tek şeydir. Hikayenizi anlatmaktan çekinmeyin ve diğerlerinin maceranızı öğrenmesine izin verin. Başarılı olun ya da olmayın hikayenizi paylaşın. “ Hayatımın kahramanı mı olacağım ya da bu rol başkası tarafından mı tutulacak bu sayfalar göstermeli.”  Charles Dickens, David Copperfield (1850) Savunmasız olmaktan ya...

Fazladan Bir İş Yapmadan Her Gün Nasıl Daha Verimli Hissedersiniz?

Kendinizi fazla hırpalamadan işte daha verimli hissetmek istiyorsanız Alyse Kalish’in yazısı tam da sizin için: Uzun zamandır verimlilik ölçütümü, tamamladığım işler olarak gördüm. Eğer 5 makale düzenlersem, 10 maili cevaplarsam ve 2 toplantıya katılırsam başarılı bir gün geçirmişim demekti. Eğer günüm koca bir yığın olursa ve sadece 1 makale yazarsam o gün ofisten kendimi suçlu hissederek ayrılırdım. Bazı günler, kendimi tatmin hissedebilmek adına 1-2 küçük işi bitirebilmek için fazladan 1 saat işte kalırdım. Fakat sonradan yapmam gerekenler listesini fazlasıyla yanlış yorumladığımı fark ettim. Benim sistemime göre aslında işlerimi başarıyla tamamlamıyordum; bu şekilde düşünerek sadece kendimi yoruyordum. İşlerimi bitirdikten sonra onları gözden geçirirsem istediğim güce sahip olabilirdim. Ama ben gerçekten iyi bir iş çıkarabilecekken bazı işler üzerinde gereğinden fazla vakit harcayarak kendi modumu düşürüyordum. Verimliliği, tamamladığım işlerin çokluğuyla eş değer görmeyi bırakmam gerektiğinin farkına vardım. Her günümü daha pozitif notlarla sonlandırabilirdim. ( Çünkü ofisten 6’da yorgun bir şekilde ve hiçbir şeyin üstesinden gelemediğini hissederek çıkmaktan daha berbat bir şey yoktu.) O çok meşhur olan ‘’Nicelikten ziyade nitelik önemlidir.’’ sözü gerçekten doğruydu. Bu yüzden bir sonraki uygulamam gereken şey, günü nasıl tamamladığımı tekrar gözden geçirmek olmalıydı. Mesela salı günlerini güzel bir araştırma yaparak ve yazabileceğim en iyi makaleyi yazmakla geçirmek için, programımın çok daha planlı ve net olduğundan emin olmalıydım. Bu da pazartesi günlerinde birçok küçük işi bitirip ilerleme kaydedersem fazlasıyla zaman tasarrufu sağlayacağım anlamına geliyordu. ( en azından günün sessiz saatlerinde fazlasıyla ilerleme kaydedebilirdim.) Geriye dönüp baktığımda pazartesi ve salılar için ‘’Pazartesi çok daha verimliydi çünkü çok daha fazla işin üstesinden geldim.’’ demek yerine ‘’ Pazartesi verimli bir gündü çünkü salıya uygun bir şekilde çalışma programımı düzenledim, salı da çok...
Manifesto

Daha İyi Karar Vermek İçin 3 Adım

Akıllıca karar verebilmek doğuştan gelen bir yetenek değildir, aksine riskleri ve verileri değerlendirerek edinilen bir beceridir. Kararlarınızı bilinçli olarak vermediğinizde, olacaklara da yön vermeniz mümkün değildir. Yönetim kurulunda müdür de olsanız, bir takımın üyesi de olsanız karar verme aşamasının nasıl olması gerektiğini bilmek, bu süreci daha başarılı geçirmenizi sağlar. İşte bu sürecin iyileştirilmesi için 3 ana adım : 1. Çerçeveyi belirleyin Beynimiz problemleri çözerken bir düşünce çerçevesi oluşturur ve bu çerçeveler de kararlarımızı belirler. Bunu birkaç örnekle anlatabiliriz. Birinci problemde, katılımcılara ölümcül bir hastalığın 600 kişiyi öldürmesinin beklendiği söylenmiştir. Bu hastalıkla mücadele etmek için iki farklı program ayarlanmıştır. Bilimsel sonuçları benzer olması kaydıyla, katılımcılardan bir programı seçmeleri istenmiştir. ·      Program X’i seçerseniz 200 kişi kurtulacak. ·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal herkes kurtulacak, 2/3 ihtimal kimse kurtulamayacak. Katılımcıların %72’si program X’i seçerken, %28’i program Y’yi seçmiş. Bu problemdeki popüler cevap riski eleme çerçevesinde geliştirilmiş. Sonuçta 1/3 ihtimal herkesi kurtarmaktansa, riske girmeyip 200 kişiyi kurtarmak daha garanti. Aynı problemi farklı bir çerçevede , başka katılımcılara sormuşlar: ·      Program X’i seçerseniz 400 kişi ölecek. ·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimal 600 kişi ölecek. Katılımcıların %22’si program X’i seçerken, %78’i program Y’yi seçmiş. Popüler cevap risk alma çerçevesinde geliştirilmiş. 2/3 ihtimal 600 kişinin ölmesi, 400 kişinin ölme ihtimalinden daha kabul edilebilir olmuş. İki farklı oturumda da katılımcılara aynı soru sorulmuş, ancak cevapları farklı olmuş. Farklılık yalnızca ilk oturumda katılımcılara kazanımlar, ikinci oturumda da katılımcılara kayıplarla ilgili veriler verilmiş. Değişikliğe etki eden şey ise riskten kaçınma ve risk alma çerçeveleri. Bu çerçeveler bizim düşüncelerimizi şekillendiriyor ancak riskli olan şey şu : kendi çerçevelerimizi göz ardı edebiliyoruz. Bu yüzden karar vermemiz...

İtibar Sahibi Bir İnsan Olmak için Gerekli 10 Yol

İtibar sahibi olmak, bir bakıma baskı altında sakin kalma becerinizdir. Sizi hayattaki problemlerden, engellerden, zor ilişkilerden bir nebze olsun koruyan adeta katı bir yüzeydir ve aynı zamanda zorlukların içinde kendinizi geliştirmenizi ve ilerlemenizi sağlar. İtibar sahibi bir insan olduğunuz zaman sizin çabanıza gerek kalmadan zaten davranışlarınız, hareketleriniz, konuşmalarınızla karşınızdaki insanlara bir güven duygusu yansıtırsınız. Güvenilirlik eğitimle, karşınıza çıkan zorluklarla ve empati duygunuzun gelişmesiyle edinilir. Bu aynı zamanda sizin iyi bir lider olmanızı sağlayacak bir kişilik özelliğinizdir. İtibar sahibi olmanın yollarını Sherrie Campbell 10 maddede özetledi. İşte o yazıdan satır başları: 1. Onay Almaya Çalışmayın Birileri tarafından kabul görmek güvenilirliğinizin içten olduğunu gösterir. Peki bunu geliştirmek zor mudur? Değildir, fakat beraberinde zaman, bilgi, zorluklar, direnç ve pratik yapma gerekliliğini de getirir. Birilerinin onayına bağlı olmadığınız zaman özgürsünüzdür. Yüksek bir performansa sahip olmak için, asıl kendi onayınızı almalısınız bu size beraberinde itibar sahibi olmayı da getirecektir. Siz öncelikle kendinizi değerlendirirseniz fırsatları daha kolay yakalarsınız ve başkalarına muhtaç olmadan, başarılı olmanızı engelleyen umutsuzluk duygusunu da ortadan kaldırmış olursunuz. Zorunlu olduğunuz zamanlarda hayır demeyi bilmeli, kendiniz ve hedefiniz için en kıymetli olan yola kendinizi adamalısınız. Sizin için doğru olacak şekilde kararlar verip gerekirse risk alırsanız itibarınız artacaktır. 2. İçten Gülümseyin Rahatsızlığınızı gizlemek veya memnun olduğunuzu kanıtlamak için gülümsemeyin. Bu bulunduğunuz ortama güvensizliğinizi arttırır ve itibarınızı azaltır. Eğer hayatınızda istediğiniz yeri elde ederseniz içten gülümsersiniz, çünkü bu sizin mutluluğunuz için gerçek bir yerdir. İçten gülümseyen insanlar daha başarılıdır çünkü itibarı inşa etmek için gereksiz kötümserliklere vakit ayıramazsınız. Daha fazla gülümsemek, otomatik olarak beyninizin pozitif düşünme yönünün negatif düşünmeye göre daha çok çalışmasını sağlar ve bu da daha iyimser bir insan olmanıza olanak verir. Gülümsediğiniz...

Yurtdışında Eğitim Görmenin 6 Faydası

Yurtdışında eğitim, bir üniversite öğrencisi için en faydalı deneyimlerden biri olabilir. Yurtdışında okuyarak, öğrenciler yabancı bir ulus üzerinde çalışma fırsatı buluyor ve yeni bir ülkenin cazibesini ve kültürünü deneyimleme fırsatı ediniyorlar. İşte yurtdışında eğitim için ilk 5 önemli sebep! 1. Dünya’yı Görmek Yurtdışında bir eğitim programı düşünmenizin en büyük nedeni dünyayı görmek için önemli bir fırsat olmasıdır. Yurtdışında eğitim alarak inanılmaz yeni deneyimler, tecrübeler ve faaliyetlerle yepyeni bir insan olma fırsatını yakalarsınız. Yurtdışında eğitimin faydaları arasına, yeni yerler, doğal güzellikler, müzeler ve ev sahibi ülkenin simgelerini görme fırsatı da dahildir. Buna ek olarak, yurtdışındayken, yalnızca okuduğunuz ülkede seyahat etmekle sınırlı kalmazsınız – komşu ülkeleri de görebilirsiniz! Örneğin, Fransa’da eğitim görüyorsanız, Londra, Barselona ve Roma da dahil olmak üzere Avrupa’nın çeşitli yerlerinde seyahat etme seçeneğine sahip olursunuz. 2. Eğitim Yurtdışında eğitim görmeyi düşünmenizin bir başka nedeni, farklı eğitim stillerini deneyimleme fırsatı olabilir. Yurtdışı bir programa kayıt yaptırarak, ülkenizde okuyamayacağınız bir bölümü görme şansına sahip olabilirsiniz. Ayrıca farklı eğitim sistemlerini ve tarzlarını deneyimleme fırsatı yakalarsınız. Bunların yanısıra kendinizi ev sahibi ülkenizin eğitim sistemine tamamen daldırmanın, insanları, geleneklerini ve kültürünü gerçekten yaşamak ve anlamak için harika bir yol olduğunu göreceksiniz. Eğitim, yurtdışında yaşamanın ve fırsatları tecrübe etmenin de en etkili ve verimli yollarından biridir. 3. Dil Becerinizi Geliştirmek Şanslısınız, yurtdışında eğitim görmeyi planlıyorsanız, bu işin en büyük faydalarından tanesi de yabancı bir dilde çalışma fırsatıdır. Yurtdışında eğitim almak size kendinizi tamamen yeni bir dille donatma imkanı verir ve öğrenmek için doğru yolu bulmaktan daha iyi bir yol yoktur. Çünkü yaşamınıza işleyen büyük bir dil deneyimine ilaveten, günlük yaşantınıza o dilde hayatınızı sürdüreceksiniz ve ev sahipliği yapan üniversiteniz size daha iyi bir eğitim sunmak...

Kariyerinde Değişiklik Yapmak İsteyenler İçin 6 Özgeçmiş Çeşidi

Yeni bir endüstride yeni bir işe girebilmek için nasıl bir özgeçmiş oluşturmalıyız? İşte Madeleine Burry’nin bu konudaki ufuk açıcı yazısından satır başları: Kariyerinizi mi değiştiriyorsunuz? Yeni bir iş alanında kendinize iş imkanları sağlamak için yeniliğe ve özgeçmişinizi yeniden düzenlemeye ihtiyacınız olduğu su götürmez bir gerçek; ve bir özgeçmiş yazmak da kolay bir iş değil. Tamamen farklı bir iş alanı bile olsa olabildiğince çok tecrübeye sahip olmak sizi cesaretlendirir ve bu sahip olduğunuz tecrübeler yeni çalışmak istediğiniz iş alanında da işinize yarayacaktır. Çünkü birçok yetenek (özellikle de teknik olmayan yetenekler) birbirinin yerine geçebiliyor. Örneğin bir yayınevinde üretim müdürü rolünden düğün endüstrisinde organizatörlük rolüne geçen biri için organizatörlük yetenekleri, liderlik becerisi, Excel kullanımı, bütçe planlama gibi özellikleriniz hepsi yeni işinde de kullanışlı olacaktır. Kariyer değişimi için özgeçmişinizde işe alım uzmanlarına bu tarz birbirinin yerine geçebilen becerilerinizi, eski çalışma alanınızdaki yeni istediğiniz işle de ilgili ve geçerli olan niteliklerinizi açıklayarak bulundurmalısınız. İlgi alanınızı değiştirmeniz veya yeni bir iş alanında çalışmaya istekli olmanız fark etmez, kariyerinizin ortasında değişiklik yapmak için birçok sebep vardır. İşte yeni bir özgeçmiş hazırlamanın yolları: 1. Birbirine yerine geçebilen yeteneklerinizi belirtin Yeni iş alanınızı tanıyın! Çalışanlar için gerekli nitelikleri edinmenizi sağlayacak iş açıklamalarını okuyun ve bu konuyla haberleri takip edin. Tarihleriyle birlikte iş geçmişinizin bulunduğu şu anki özgeçmişinizin çıktısını alın, şimdiye kadar edindiğiniz ve ileriki kariyerinizde kullanacağınız bütün yetenekleri yazın. Bunlardan bazıları direkt öz geçmişinizde bulunabilir, bazıları da bulunamaz. Ardından yeni iş alanınız için gerekli yetenekleri listeleyin ve birbiriyle eşleşenleri bulun. Yaratıcı düşünün: Örneğin satış yapma görevinden öğretim görevine geçtiğinizi söyleyin. Bu rollerin ortak yönlerinin neler olduğunu belirtin.  Her iki iş de kolayca anlayıp uygun bir dil kullanarak dikkatleri...

Özgeçmişinizi Bir Sayfaya İndirecek 6 İpucu

Bir sayfalık bir özgeçmişe sahip olmanız gerektiğini biliyorsunuz. Her ne kadar iki sayfalık bir özgeçmiş hazırlamak isteseniz de, hepimiz biliyoruz ki –üst düzey bir yönetici pozisyonuna başvurmadığınız sürece- kimse ikinci sayfaya bakmaz. Ayrıca zor bir karar alıp bütün önemli parçaları bir 8.5×11’’ belge üzerinde alabilirsiniz. Peki, sekiz nokta beşlik yazı tipini kullanmadan bunu nasıl başaracaksınız? MIT’de Kariyer Gelişim Uzmanı olarak çalışan Lily Zhang bu konudaki ipuçlarını paylaştı: 1.  Kenar Boşluklarınızı Düzenleyin.  Birisi bir yerde varsayılan sayfa kenar boşluklarının yaklaşık bir inç olmasına karar vermiş. Bu fikrin nereden geldiği konusunda hiçbir fikrim yok, ama ne alan kaybı! Tabii basılabilirliğe zarar vermek istemezsiniz, ancak sağlıklı bir yarım inçlik boşluk size daha fazla kullanılabilir alan verecek ve hala geniş beyaz bir alana sahip olacaksınız. 2. Bölümleri Birleştirin. Yeni bölümler oluşturmak, deneyimlerinizden bazılarını yeniden düzenlemek için mükemmel bir stratejidir, ancak yeni bölümler yeni başlıklar demektir ve başlıklar yer tutar. Yani, eğer yer kazanmak istiyorsanız özgeçmişinizde sadece üç ya da dört bölüm olduğundan emin olun. “Beceriler & İlgi Alanları” gibi bölümleri birleştirmeyi deneyin. Veya başarılarınızın ve ilgi alanlarınızın çok çeşitli olduğunu düşünüyorsanız, deneyiminize veya eğitiminize girmeyen her şeyi “Ek Bilgiler” bölümüne atmayı düşünün. 3. Çoklu Kullanım Satırları Oluşturun. Eğer önceden özgeçmişinizi iki sayfaya sığacak şekilde yazdıysanız, olması gerekenden biraz cömert davranmış olabilirsiniz. Örneğin, üniversite GPA’nızı kendi satırında yazmış olabilirsiniz. GPA’nizin ne kadar alakalı olup olmadığı tartışmasını göz ardı ederek, bu gibi şeyler sadece bir çizgi içine çekilmelidir- belki dereceniz ve mezuniyet yılınızın arasına. Aynı şey şirketiniz ve iş unvanınız için de geçerlidir. Ayrı satırlarda olmalarına gerek yok. Tıpkı adresinizin, telefon numaranızın ve mail adresinizin olmadığı gibi. Bunların hepsi isminizin altında bir satırda toplanabilir. Aslında açık adresinizi yazmanıza hiç...

Özgeçmişte Kullanılacak En İyi Yazı Tipi Hangisi?

Özgeçmişiniz bir hikaye anlatır. Profesyonel hayatınızı (bazen de kişisel hayatınızı) yansıtır ve şimdiye kadar çizdiğiniz kariyer rotanızın resmidir. Eğer işe alım yöneticisinin ilk bakışta dikkatini çekemediyse, özgeçmişiniz maalesef onun için sıradan bir kağıt parçasıdır. İşte bu yüzden özgeçmişiniz yazım hatalarından arındırılmış, ayrıntılı ve nitelikli olmalıdır. Ve tabi ki göze güzel görünmelidir! Ama ardından o çok önemli soru gelir: Özgeçmişte kullanılacak en iyi yazı tipi hangisi? Stacey Lastoe bu soruyu sizler için aydınlattı: Ben sadece özgeçmiş sahibinin ismine bakıp kısaca genel bir bilgiye sahip olmanın ve bu aşamada hangi özgeçmişin elenip hangisinin devam edeceğinin az çok biliyorum. Ama ayrıntılı olarak bu konuyu öğrenmek için bu konunun uzmanları, aynı zamanda özgeçmiş koçluğu yapan Steven Davis ve Neely Raffellini’ye ulaştım. Davis’in söyledikleri şu yönde: ‘’Öncelikle özgeçmişinizi kimin okuduğunu merak ediyor olabilirsiniz. Bu kişi yüksek ihtimalle işe alım uzmanı ve yine yüksek ihtimalle okumak yerine göz gezdiriyor, çünkü eline her ay binlerce özgeçmiş geliyor. Belli bir süreden sonra madde işaretleri ve küçük yazı boyutları gözü yormaya başlıyor. İşte bu özgeçmişinizin elenmesinin başlıca nedenlerinden biri. Davis’e göre eğer birisi nitelikli özgeçmiş yazmak konusunda bilgilenmek istiyorsa öncelikle özgeçmişin ilk aşamada elenip elenmemesinin şartlarını öğrenmeli.  Mesela özgeçmişiniz beyaz bir arka plana sahipse ve yazı tipiniz göz yormuyorsa bu işe alım uzmanında rahatlatıcı bir etki yapar. Raffellini de ATS (Başvuru Takip Sistemi)’nin önemini destekleyen şu sözleri söyledi: ‘’Yazı tipleriyle ilgili en önemli şey hem göz hem Başvuru Takip Sistemi ile kolayca okunabilmesi; bu yüzden başarılarını anlamakta zorlandığınız adayları işe almak istemezsiniz.’’ Başvuru değerlendirme sürecini başarıyla atlatmak için özgeçmişinizi gönderme şekliniz hakkında iki kere düşünmek isteyebilirsiniz. Bu yazı, Word dosyasına kıyasla bir PDF göndermenizi tavsiye ediyor. Raffellini’nin uygun bir özgeçmiş için önerdiği...

İş Görüşmesinde Asla Yapılmaması Gereken 5 Şey

BBC’nin sevilen yarışma programı “Apprentice”de (Çırak) iş görüşmelerini yürüten Claude Littner yarışmacıların korkulu rüyası. Pek çok yarışmacı Littner’ın özgeçmişlerini yırtıp atmasından ve planlarını bozmasından yakınıyor. Littner’a bir iş görüşmesinde yapılamaması gereken beş şeyi soran BBC’nin iş görüşmesinde asla yapılmaması gereken 5 şey listesi: 1. Temel gereklilikleri yerine getirin Claude Littner “İş görüşmesine geç gelmek kabul edilemez. Bir diğeri de şirketi araştırmış olmak. Çünkü bir iş görüşmesine gidiyorsanız ve ciddi bir adaysanız size “Ciromuzla ilgili ne düşüyorsunuz? Ya da şirket nereye gidiyor? gibi sorular gelebilir” diyor. Littner’a göre eğer şirketle ilgili hiçbir şey bilmiyorsunuz başınız belada demektir 2. Görüşmeyi yapan kişinin nabzını tutun Claude Littner’a göre size sorular soran kişiye göre resmiyet düzeyinizi belirleyin. “Tek kelimelik cevaplar vermeyin” diyor Littner ve ekliyor: “Bir soru geldiğinde sadece ‘Evet’ ya da ‘Hayır’ demek iyi bir izlenim bırakmıyor”. 3. Fazla samimi olmayın Claude Littner için hayati çizgiler burada şekilleniyor. Littner, “İçten görünün ama fazla samimi olmayın. Elinizden gelenin en iyisiyle soruyu yanıtlayın. Dürüst olun ama en iyi gününüzdeki siz olun” diye konuşuyor. 4. Görüşmeden aceleyle çıkmayın “Görüşme bittiği zaman odadan dışarı çıkın, sorular bittiği zaman değil” diyen Claude Littner, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Eğer iş görüşmesinin sonunda aday size döner ve bu işi gerçekten gerçekten çok istiyorum derse ve sonrasında bir mektup yazarsa bu tür şeyler belirgin bir izlenim bırakıyor.” 5. Kendinizi diğer adaylarla kıyaslamayın Kendi yeteneklerinizden söz etmeniz iyi ama diğer adaylar konusunda endişe etmeyin ve bundan konuşmayın. Claude Littner, “Çoğu kez birinci aday olmayabilirsiniz. Başka birini seçmiş olabilirim ama o kişi beni reddedebilir. O zaman size gelirim. O yüzden elinizden gelenin en iyisini yapmak gerekli. Bunlar kilit tavsiyeler”...

İş Teklifi Almanıza Yarayacak Mülakat Önerileri

Bu yazımızda mülakatlarda en iyi performansınızı göstermenizi sağlayacak önerilerden bahsediyoruz. Bu öneriler en deneyimsiz iş arayanların bile mülakatta parlamasına yardımcı olabilir. 1- Sıkça sorulan sorular Mülakatlara gitmeden önce, karşınıza çıkması muhtemel en yaygın soruları gözden geçirmekte fayda var. Bu şekilde, bu sorular sorulduğunda hazırlıklı olmuş olursunuz ve ne cevap vereceğinizi bilebilirsiniz. 2- Araştırma Mülakat yapacağınız şirket hakkında bir iki şey bilmek, sizi rahatlatacaktır. Bu sayede şirket hakkındaki bilgileriniz sorulursa güzel bir cevap verebilir, aynı zamanda o firmada çalışmak istediğinizi gösterebilirsiniz. En azından mülakata gitmeden önce şirketin kurumsal web sayfasını incelemekte fayda var. 3- Görünüşe önem verin İlk izleniminizi yaratırken, ne giydiğinize dikkat etmeniz gerekir. Bu konuda bazı yerler daha ciddi bir tutum sergilerken, bazı yerler daha rahat olabilir. Gideceğiniz yer nasıl olursa olsun, sizin mülakatta profesyonel görünmeniz işi almanız için şarttır. 4- Odaklanın Mülakata gideceğiniz gün, yeterince rahat olduğunuzdan emin olun ve koştura koştura gitmemeye özen gösterin. Gerekli olabilecek her şeyi yanınıza alın: özgeçmişiniz, kağıt, kalem vb. Mülakatı yapan kişinin gözünün içine dikkatle bakın ve söylediklerine odaklanmaya çalışın. 5- Gülümseyin Gülümsemek ilk izlenimlerin olumlu olmasında çok önemli bir etkendir. Gergin olsanız dahi, iyi ve rahatlamış olduğunuzu göstermek adına gülümseyin. 6- Bir şey sorun Mülakatı yapan kişi bir sorunuz olup olmadığını sorduğunda  asla ‘yok’ demeyin. Bu sizin işle çok ilgilenmiyor olduğunuz imajını çizebilir. Bu yüzden her zaman önden bir iki soru planlamak ve mülakatta bunları sormak gerekir. 7- Not alın Her şeyi anlıyor olsanız da, not almak sizin tüm dikkatinizi işe veriyor olduğunuzu gösterecektir. Not almak, başvurduğunuz pozisyona olan ilginizi gösterebilmek için en iyi mülakat tekniklerinden biridir. 8- Pozitif bitirin Mülakat sona ermek üzereyken, pozitif bir bitiriş yapmaya ve güzel bir şeyler söylemeye önem verin. Bu ‘Sizinle...

10 Farklı Mülakat Türü ve Üstesinden Gelmenin Yolları

Mülakatlar çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilir. Bazen yalnızca bir kişiyle  mülakat yaparken, bazen de beş kişi birden görüşmeci olarak mülakatta bulunabilir. Belki öğle yemeğine çağırılıyor, belki bir problemi çözmeniz bekleniyor olabilir belki de bir Skype mülakatına dahil olabilirsiniz. Bu yazıda formatı ne olursa olsun, mülakatlarda başarılı olmanın yollarını bulabilirsiniz. Yazının devamında, karşılaşabileceğiniz farklı mülakat türlerinin nasıl üstesinden gelebileceğinizi anlattık. Siz de bu en yaygın 10 mülakat türüne ve onlarla ilgili neler bilmeniz gerektiğinize göz atabilirsiniz. 1.  Geleneksel Mülakat En çok karşılaştığımız mülakat tipi geleneksel mülakattır. Mülakatı yapan genellikle tek bir kişidir ve karşısına oturup başvurduğunuz işe uygun aday olup olmadığınızı anlamak için sorduğu bir dizi soruyu cevaplarsınız. 2.  Telefon Mülakatı Telefon mülakatları genelde adayın yüz yüze mülakata gelebilecek uygunlukta olup olmadığını anlamak için yapılır ve bu yüzden telefon mülakatlarında başarılı olmak esas mülakatların anahtarlarıdır. Telefon mülakatlarına hazırlanmak, birkaç teknik ayarlama dışında yüz yüze yapılan bir mülakata hazırlanmakla aynıdır. 3.  Skype Mülakatı Skype mülakatları giderek çoğu şirketin işe alım süreçlerine dahil etmeye başladığı bir mülakat türüdür. Bu mülakatlara tüm teknik sistemlerin doğru işlediğinden ve ekranda doğru görüntüyü verdiğinizden emin olarak hazırlanabilirsiniz. 4.  Vaka Mülakatı Vaka mülakatları diğer mülakat türlerinden farklı bir formattadır ve sizden bir iş vakası  (Şirketin büyüme hızı nasıl ikiye katlayabilir? ) veya bir bilmece (Ortalama boyutlardaki bir yolcu uçağına kaç tane tenis topu sığar?) çözmeniz beklenir. Vaka mülakatları eskiden genellikle danışmanlık firmalarının işe alım süreçlerinde kullanılırken, şimdilerde teknoloji şirketlerinden özel sektördeki bir çok şirkette karşımıza çıkabiliyor. 5. Bilmece Mülakatı Google ve onun gibi çok başvuru alan bazı şirketler mülakatlarında sordukları bilmeceler (İstanbul’da bir Cuma günü saat 14:30’da kaç kişi Facebook uygulamasını kullanıyordur?) ile bilinirler. Sorular sıradan gibi gözükse...

Geliştirici ve Son Kullanıcı Arasındaki Köprü: İş Analizi

İş Analizi özellikle son yıllarda farklılaşan enformasyon teknolojilerinin kazandığı önemle birlikte yeni bir perspektif kazanan bir alan. Daha önceki yıllarda özellikle yürütülen ve planlanan çalışmaların optimizasyonu, fizibilite çalışmaları gibi etmenlerle direkt ilgiliyken şimdi yazılım sistemlerinin çözümlenmesi, kullanıcı ve uygulama geliştirici arasındaki iletişimin sağlanması alanında yapılan çalışmalar olarak özetlenebilir. İş analizi uzmanları için meslek unvanları sadece iş analistliği değildir aynı zamanda iş sistemleri analisti, sistem analisti, ihtiyaç mühendisi, süreç analisti, ürün yöneticisi, işletme analisti, işletme mimarı, yönetim danışmanı, iş zekası analisti, veri zekası uzmanı, veri bilimcisi ve yönetim bilişim sistemleri uzmanı gibi unvanlar da iş analistinin yaptığı işlerinin bazılarını konsept olarak içerir. Yönetim, proje yönetimi, ürün yönetimi, yazılım geliştirme, kalite güvencesi ve etkileşim tasarımı gibi birçok başka iş alanı da ağırlıklı olarak başarı için iş analizi becerilerine güvenir. İş analizi, bir kuruluşun mevcut durumunu anlamak ya da daha sonra iş gereksinimlerini tanımlamak için bir temel oluşturmak üzere yapılabilir basit bir düzlemde. Ancak çoğu durumda ve daha gelişmiş bir perspektifte ele alırsak, işletme ihtiyaçları, hedefleri veya hedefleri karşılayan çözümleri tanımlamak ve doğrulamak için iş analizi yapılır. Günümüzde özellikle Endüstri Mühendisliği dikeyinde yapılan çalışmalar İş Analizi alanına yakın olarak sıralanabilir. Geçtiğimiz yıllardaki roller ise Proje Yöneticileri ve Ürün Yöneticilerine aktarılmıştır diyebiliriz. Ayrıca iş analizi kullanılan kurumsal sistemlerin ve projelerin otomasyonu ve optimizasyonu süreçlerini de kapsar. Günümüz iş dünyasında iş analizi genellikle uygulama geliştirme süreçlerinin içinde konumlanmıştır. Bu süreçlerin dökümantasyonu, gereksinimleri, son kullanıcı ve kullanıcı deneyimi etkileşimleri iş analizinin önemli aşamalarındandır. Ayrıca bu sürecin sonuçlarının analiz edilmesi, raporlanması ve yeniden yorumlanması esnasında yapılacaklar da iş analizi sürecinin parçalarındandır. İş analizi her alanda yaşanan değişim furyasının öncü kuvvetidir ve kuruluşların nasıl çalıştığı konusunda değişiklik yapma...

Google, Apple’ı Geçerek Dünyanın En Değerli Markası Oldu

“Dünyanın en değerli markaları” listesinin zirvesinde artık Google var! 6 yıldır zirvede yer alan Apple, ikinciliğe geriledi. İnternet devi ve arama motoru Google’ın “dünyanın en değerli markaları” listesinde teknoloji devi Apple’ı geride bırakarak zirveye yükseldiği bildirildi. Bağımsız danışmanlık firması Brand Finance’in yayınladığı 2017 yılı Global 500 adlı raporda, Google’ın marka değerinin geçen seneye kıyasla yüzde 24 artış göstererek 109,5 milyar dolara yükseldiği belirtildi. Geçen seneki raporda Google’ın marka değeri 88,2 milyar dolar olmuştu. Böylece Google, Apple’ı geçerek, dünyanın en değerli markası oldu. Raporda, dünyanın en büyük markalarının müşterilerine ulaşmasını sağlayan Google’ın arama motorunun başarısına dikkat çekilirken, şirketin bu hizmetten sağladığı reklam gelirlerinin de geçen sene yıldan yıla yüzde 20 yükseldiği vurgulandı. Öte yandan, raporda, Apple’ın marka değerinin geçen seneye kıyasla yüzde 27 azalarak 107,1 milyar dolara düştüğü belirtildi. Şirketin geçen sene marka değeri 145,9 milyar dolar olmuştu. Böylece 2011 yılından bu yana 6 yıl üst üste dünyanın en değerli markaları listesinin zirvesinde yer alan Apple, bu yıl ikinci sıraya geriledi. “MÜŞTERİLER İNANCINI KAYBETMEYE BAŞLADI” Raporda, Apple’ın sadık müşterilerinin firmaya olan inancını kaybetmeye başladığının altı çizilirken, “Apple, müşterilerinin iyi niyetini aşırı derecede sömürdü. Apple Watch gibi yeni ürünler önemli gelir oluşturmakta başarısız oldu ve şirket tüketicilerinin arzuladığı yenilikçi teknolojileri ortaya koyamadı.” ifadesine yer verildi. Apple markasının “ışığını kaybettiği” yorumuna yer verilen raporda, şirketin gelirlerinin büyük bölümünü oluşturan iPhone’un, Güney Koreli elektronik devi Samsung’un yanı sıra, Çinli cep telefonu üreticileri Huawei ve OnePlus’la da rekabet etmek zorunda olduğu vurgulandı. AMAZON YERİNİ KORUDU Dünyanın en değerli markaları listesinde ABD’li e-ticaret devi Amazon bu sene üçüncü sıradaki yerini korudu. Amazon’un marka değerinin geçen seneye kıyasla yüzde 53 artarak bu yıl 106,4 milyar dolara...

2017’de Etkisini Hissettirecek 7 Pazarlama Eğilimi

İyi pazarlamacılar hem konvansiyonel hem de dijital alanda ellerindeki tüm araçları kullanır ve bunların verimliliğine özen gösterir. 2017’de şimdiden bu pazarlamacıların kavradığı ve üzerine dair konuşmaya başladığı bir yıl oldu. Henüz başında olmamıza rağmen dijital devrimin pazarlamada detaylara ve teknolojik yeniliklere verdiği önem ortada. Bu projeksiyonlara göre 2017 yılının en büyük eğilimleri, pazarlamacının dikkat dağıtan şeyleri engelleyerek ve pazarlama olanaklarını artırarak tüketicilerle daha doğrudan etkileşimde bulunmalarına yardımcı olacak metodlar olacaktır. Bu taktikler ve teknolojiler insan doğasının temel yönlerine hitap ederek etkileşimi artırmada önemli rol üstlenecektir. 1. Yerel Olun ya da Eve Dönün Yerel pazarlama, özelleştirilmiş metodlar, kişiselleştirilmiş pazarlama teknikleri 2017’nin en önemli projeksiyonlarından biri olarak gözüküyor. İnsanların global kültürle haşır neşir olma süreci gerçekleştikten sonra özellikle pazarlamacıların ana hedef gruplarında önemli hissetme, doğal hissetme gibi yatkınlıklar ön plana çıktı. İnsanlar kendilerine özel ürünler ve pazarlama stratejilerine, yerelleştirmeye inanıyor. Bu akım başladığı gibi de devam edecek gibi görünüyor. 2. İçerik Pazarlamayı Benimsemek Çoğu zaman yerel pazarlama ile karıştırılan içerik pazarlama ve metodları yönetimi daha zor olan bir alandır. Yerel pazarlama içeriğin dağıtılması,yayılması konusuna daha odaklanırken içerik pazarlaması, hedef kitleyi çekmek, ilgili bilgileri oluşturmak ve dağıtmak için oldukça net ve stratejik bir pazarlama tekniğidir. Ve önemi 2017’de de hiç eksilmeyecek gibi görünüyor. 3. Fenomen(Influencer) Pazarlamasını Kullanmak Influencer ya da en basit tabiriyle etki yaratan dijital karakterleri kullanmak kampanya başarısı için 2017’de daha fazla önem arz edecek gibi görünüyor. Ülkemizde de büyük projelerde yavaş yavaş etkisini göstermeye başlayan bu yöntem müşteri sadakati ve hedef kitlenin güvenini kazanmak açısından, marka-müşteri etkileşimini artırmak açısından olumlu çıktılara sahip. 4. Canlı Yayın Videoları ve Sanal Hikayeleştirme Önem Kazanacak Canlı yayınlar ve sanal hikayeleştirme araçları özellikle 2016 yılında ortaya...
iskur-logoToptalent.co Özel İstihdam Bürosu Olarak Türkiye İş Kurumu tarafından 05.05.2015 tarih ve 61647 sayılı karar uyarınca 750 nolu belge ile faaliyet göstermektedir. 4904 sayılı kanun uyarınca iş arayanlardan ücret alınması yasaktır. Kariyerine buradan başla! İş ilanları, staj, yetenek programları, networking, kariyer tavsiyeleri, etkinlikler…